Blog Yazılarım

BEN DEĞERLİYİM!

19 Ocak 2026 3 dk okuma

İnsanlar zaman zaman kendisini değersiz, önemsiz hissedebilir. Günlük hayatın koşturmacasında fark etmeseler de durdukları zaman yaşama dair amaçsız ve çaresiz de hissedebilirler. Ancak bu hisler, zaman zamanın ötesinde artık her gün hissetmeye başladığınız hislere dönüş yapmışsa; bu hissi bastırmak için ya da bu hissi yaşamamak için aslında hiç de olmadığınız biri gibi davranmaya başlamışsanız, yaşam alanlarınızda işlev kaybı da eşlik ediyorsa gelin biraz öz değerden ve öz saygıdan bahsedelim.

“Neden değerli olayım ki?” sorusunu sormaya başlamasıyla insanın döngüsü yavaş yavaş dönmeye başlar. Bu tuzak soruya verdiğiniz hiçbir cevap tatmin etmemeye başlar. Küçük bir kurt gibi içinizde dolaşmaya başlar.

Nathaniel Branden, öz değeri tanımlarken iki boyuttan bahseder. Kişinin kendisini yaşama uygun görmesi (feeling appropriate to life); mutlu bir yaşam için kendi aklına ve becerilerinin yeterli olduğuna güvenmesi (efficacy). Kişinin kendisine ne kadar değer verdiğine dair edindiği inanç, kendisini nasıl gördüğü ve nasıl algıladığı ile paraleldir. Değersiz hissetmek de değerli olduğunu hissedememe hâlidir. Branden’in tanımından devam edersek; kişinin kendisine güvenemeyerek ve potansiyel gücüne inanamayarak kaygılı ve tedirgince seçimler yapmasıdır. Yaşadığı olayların tümünü olumsuz görmeye başlayıp olumlu yanları görememe hâlidir. Çocukluktan itibaren edinilmiş olan kendilikle ilgili düşünce ve inanç kalıpları, çoğu zaman kendinize karşı şefkatsiz davranmanıza, diğerleriyle kendinizi kıyaslamanıza da yol açabilir.

Peki bu hikâyenin başı nasıl? Ne oluyor, nasıl oluyor da insanın içinde o değersiz hissetme hâli başlıyor? Hani o boğazındaki ilk yumru ya da midendeki o boşluk hissi ilk ne zaman oluştu? Ya da sen ne zaman fark ettin? Herkesin hikâyesi farklı. Herkesin hikâyesi tek ve biricik. O biricik hikâyelerimiz bazen boşluğun büyümesine, bazen de yaraların kanamasına sebep olmuş olabilir. Büyürken yaşanan aile içi olaylar, arkadaşlık ilişkileri, hevesle başladığınız okuldaki bir öğretmen, yaşanan zorbalıklar, ihmal ve istismar yaşamış olmak, şiddete maruz kalmak ya da tanık olmak ya da sürekli eleştirilmek gibi sebepler de hikâyeye eşlik ediyorsa, kalemi elinize alıp hikâyenizin kalanını yazmaya başlamak istemez misiniz?

Siz tüm rollerinizden sıyrıldığınızda (annelik, eş olma, çalışan olma, babalık vs.) sizin sadece var olmanız dahi yeterli. Hani “iyi ki varsın” dersiniz ya birisine; bunu kendinize söylemekle başlamak nasıl olur?

İyi ki varım!

Haydi kalemi eline al ve yaz hikâyenin başına: İyi ki varım! Siz herhangi birisinden önce de vardınız, herhangi bir rolden önce de… Öyleyse şu an içinde bulunduğunuz durumu tespit ettikten sonra nerede ve nasıl var olmak istediğinize odaklanmaya başlayabilir misin?

Hata yapabilirsin… Yavaş yavaş ilerleyebilirsin… Diğerinin daha hızlı ilerlemesi ya da hata yapmıyor görünmesi seni durdurmasın. Artık kalem sadece senin için. Senin hızında, senin istediğin gibi; başkası için değil.

Biliyorum, hayat toz pembe değil. Yazarken bazen kaleminin ucu kırılabilir; bırakma, yarıda kalma. Kalemtıraş al ve yeniden, bir daha başla. Zorluklara, engellere rağmen değil; zorluklarla beraber hayatın içinde olabilmek, olumlu bir anı görebilmek, merceği değiştirmek önemli olan. Kendinize hak ettiğiniz değeri vermenin bazı yolları vardır. Üstelik pratikle, yeni deneyimlerle değersizlik duygusunu pozitif duygulara dönüştürebildiğinizi göreceksiniz.

Bedeninize gereken özeni göstermek; sizin yaşam şeklinize uygun sporu yapmak, yeterince uyumak, beslenmenizi gözden geçirmek… Kendinizde sevdiğiniz yönlerinizi fark etmek, bunun üzerinde çalışmak… Kendinizi sabote eden eleştiri veya düşüncelerden ziyade kendinize bir arkadaşınıza yaklaşır gibi yaklaşmak… Şefkatle, nazikçe…