Blog Yazılarım

KONFOR ALANI, NEOKORTEKS ve LİMBİK SİSTEM

12 Ocak 2026 3 dk okuma

Bazı insanlar konfor alanlarını terk etmekte zorlanırken, bazıları bunu yapabildiklerini ve hatta bu değişimden memnun olduklarını ifade eder. Kimi kişiler çıkmak istese de bunu başaramadığını düşünürken, kimileri ise “Konfor alanından çıkmak gerçekten gerekli mi?” sorusunu sorar. Bu noktada durup önce şu soruya bakmak gerekir: Konfor alanı derken neyi kastediyoruz?

Konfor alanı; minimum stresin var olduğu, rahatlığın olduğu, durağanlığın hâkim olduğu, alışkanlıkların sürdüğü görece kolay bir evredir. “Ya aslında o kadar da fena değil” dediğimiz yer.

Peki, acaba beynimizle konfor alanı arasında nasıl bir ilişki var? Bunun için yapılan bir araştırmadan ve diğer evrelerden bahsetmek gerek. Konfor alanının dışında, sihirli alan ve felç alanı olarak da adlandırılan bölgeler vardır. Optimum performans alanı olarak da belirlenen; doğru miktardaki stres nedeniyle performansın arttığı, heyecanın da eşlik ettiği bir evredir. Yüksek derecede stres ve kaygının olduğu, kararsızlığın hâkim olduğu, kaygının yüksek seviyede yaşandığı felç alanı da vardır.

Peki ne oluyor da bazı insanlar konfor alanından hiç çıkmazken, bazı insanlar kaygıya veya belirsizliğe rağmen konfor alanından çıkmaya razı oluyorlar? Bu konuda yapılan bir araştırmada Rita Carter şöyle söyler: İnsanın karar verme süreci, beyninin bölümlerinden ve hormonların etkisinden kaynaklanmaktadır. Neokorteksimiz, limbik beynimiz ve sürüngen beynimizin etkileşimi sonucunda ne yapmamız gerektiğine karar veririz. Neokorteks derken mantığı, analitik düşünceyi anlamalıyız. Limbik beynimiz ise duygularımızla ilgilidir. Kendimizi iyi hissetmek, birini sevmek ya da beş adım uzağına kaçmak gibi kararları da burası verir.

Beynimizin bu iki bölümü, hayatımızın her alanındaki karar verme süreçlerimizi etkiler. Günde 35.000 civarında karar verdiğimizi gösteren araştırmalar da mevcuttur. Beynimiz sürekli karar vermeye çalıştığı için enerji harcar ve bu yüksek enerji her seferinde neokorteksten kullanılmayabilir. Limbik sistemimiz de tam burada devreye girer. Limbik sistem, neokorteksteki gibi yüksek riskli problem çözümleri yerine, riskin minimum olduğu kararlar almaya yatkındır.

Şimdi eğer konfor alanınızdan çıkıp belirsizliğe gitmek istemiyorsanız, daha az riskli olduğunu bildiğiniz yerde kanaat getiriyor ve bu “güvende olma” yolunu tercih ediyorsunuzdur. Ya da meşakkatin farkında olup bunu göze alanlarda, aslında her şeyin farkında olsalar da dışarıya o adımı atmaya yatkın olmalarının nedeni geçmiş tecrübelerinin olumlu izlerinin etkisi olabilir.

Bunlar aslında anlık kararlar değil; yıllar içerisinde limbik sistemimizin yapmış olduğu risk analizlerinin sonucudur. Yani bilinç dışı karar verir, duygularımız eski tecrübelerimizden destek alır, yenilikleri keşfedebilmek isteriz. Bazen sahip olduğumuz alışkanlıklarla konfor alanında konforlu olup olmadığımızı sorgulamayı bırakabiliriz.

Hatırlarsanız Montaigne’in bir denemesinde bir kadın, çok sevdiği buzağısını kucağında taşırdı ve zamanla buzağı öküz hâline gelmişti. Ancak onu taşımayı hiç bırakmamıştı. Kolları ağrımasına, sırtı kamburlaşmasına rağmen bırakmamıştı. Çünkü bırakma ihtimalini unutmuştu. Sanki hep onunla var olmuştu ve onunla devam etmeliydi.

Demem o ki; yeniyi keşfedebilmek için duygularınızın, geçmiş tecrübelerinizin ve analiz becerinizin etkilerini bilmeniz ve en önemlisi de var olduğunuz yerdeki konforunuzu sorgulamanız gerekmektedir. Konfor alanının dışına çıkmak demek her şeyi geride bırakmak demek değildir. Alışkanlıklarınızı küçük adımlarla gözden geçirmek, kendinize daha çok zaman ayırıp kendinizi tanımaya başlamanız bile atılacak adımlar arasındadır.

Ve en önemlisi denge… Dengede olduğunuzdan emin olmak; dengede olduğunuz yer, sizin için olan yerdir. Dengenizi ve ait hissettiğiniz yerde iyi hissetmeniz dileğiyle.