“Değer duygusu içselleştirilemediğinde, kişi bunu başarı, güç ve başkalarının onayı üzerinden kurmaya çalışır.”
— Otto Kernberg
Bazı insanların kendilerini ancak takdir edildiklerinde, başarılı olduklarında ya da bir ilişki içinde değerli hissettiklerini görürüz. Alkış azaldığında, başarı görünmez hâle geldiğinde ya da ilişkide bir mesafe oluştuğunda ise yoğun bir boşluk, değersizlik ya da çökkünlük deneyimi yaşayabilirler. Psikanalitik açıdan bu durum, kendilik değerinin içsel olarak düzenlenememesi ve dışsal kaynaklar aracılığıyla regüle edilmesi ile ilişkili olabilir.
Bir önceki yazımızda da bahsettiğimiz gibi kendilik, kişinin kendisiyle kurduğu süreklilik, bütünlük ve değer duygusunu ifade eder. Aynalanma ise bu yapının erken ilişkiler içinde görülme, tanınma ve duygusal olarak karşılanma yoluyla şekillenmesini sağlar. Çocuğun duygularının, ihtiyaçlarının ve varoluşunun bakım veren tarafından empatik bir biçimde karşılanması, “Olduğum hâlimle görülüyorum ve kabul ediliyorum” deneyimini mümkün kılar. Bu deneyim zamanla içselleştirildiğinde, kendilik değeri dış koşullara aşırı bağımlı olmadan sürdürülebilir bir yapıya dönüşür.
Ancak aynalanma tutarsız olduğunda, yalnızca başarıya bağlandığında, eleştirel ya da duygusal olarak yoksun bir biçimde sunulduğunda bu içselleştirme gerçekleşemeyebilir. Bu durumda kendilik değeri, içsel bir yapı olmaktan çıkar; dışarıdan beslenmesi gereken kırılgan bir denge hâlini alır.
André Green’in ifadesiyle,
“Boşluk duygusu, sevginin yokluğundan çok, aynalanmanın yokluğuna işaret eder.”
Kohut’a göre sağlam bir kendilik organizasyonu, çocuğun erken ilişkilerinde yeterince tutarlı ve empatik aynalanma deneyimleriyle inşa edilir. Winnicott ise “yeterince iyi anne” deneyiminin yokluğunda, bireyin gerçek kendiliğini taşıyamayacağını ve dış çevreden sürekli destek alma ihtiyacı hissedeceğini vurgular. Bu durum, kendi kendine yeten bir benlik geliştirmeyi zorlaştırır.
Kendilik değerini dış kaynaklar üzerinden sürdüren bireyler için takdir, alkış, başarı ya da ilişkide ilgi görmek kendilik nesnesi işlevi gören düzenleyici unsurlardır. Bu kişilerde şu örüntüler gözlemlenebilir:
• Yoğun onay ihtiyacı
• Eleştiriye karşı aşırı hassasiyet
• Başarıdan sonra kısa süreli bir “iyi hissetme”, ardından boşluk
• İlişkilerde yoğun beklenti ve hayal kırıklıkları
• Yalnız kalındığında değersizlik ve anlamsızlık duyguları
Bu dış unsurlar, benliği geçici olarak ayakta tutar; ancak kalıcı değildir. Çünkü dış kaynak ortadan kalktığında, içeride bu işlevi sürdürebilecek yeterince sağlam bir yapı bulunmaz.
“İnsan, ancak biri tarafından tutulduğunda kendini dağılmadan hissedebilir.”
Thomas Ogden
Psikanalitik süreçte amaç, kendilik değerini dış kaynaklardan tamamen koparmak değil; bu değeri içselleştirilebilir ve taşınabilir bir zemine kavuşturmaktır.
Terapötik ilişki, burada yeni bir aynalanma alanı sunar. Empatik, tutarlı ve süreklilik içeren bu ilişki içinde kişi zamanla:
• dış onaya daha az bağımlı hâle gelir,
• içsel bir değer duygusu geliştirmeye başlar,
• eleştiri ve hayal kırıklıklarını daha tolere edilebilir yaşar.
Bu süreç ilişki içinde, zamana yayılarak ve yeniden yapılandırılarak ilerler.
Kendilik değeri, ilk kez içeride taşınabilir bir deneyime dönüşür.