Blog Yazılarım

TERK ETME, TERK EDİLME HALLERİ ÜZERİNE

23 Aralık 2025 3 dk okuma

“Ayrılık da sevdaya dair” demiş Attila İlhan. O ayrılığın da nasıl şekil alacağı partnerlerin daha önceki deneyimleri, bağlanma stilleri, şemaları ve de kişinin savunma mekanizmalarıyla yakından ilişkilidir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde bakım verenle kurulamamış güvenli bağlanma, yerini kaygılı ya da kaçıngan bağlanmaya bırakabilir. Çocuğa; bakım verenleri tarafından küsülmesi, bakım verenlerin habersizce ortadan kaybolması, çocuğun bazı davranışları karşısında ceza olarak sevginin verilmemesi veya tutarsız davranışlar terk edilme şemasının gelişmesine neden olabileceği gibi aşırı korumacı ve çocuğu kendilerine bağımlı hâle getirecek şekilde yetiştirmek de buna sebep olabilir. Bağımlı kişilik örüntüsüne sahip kişilerin terk edilme şemalarının da olması çok beklendiktir.

Bebeklik döneminden itibaren akışında alması gereken sevgi, kabul ve onay bu çeşitli sebeplerden alınamamışsa geliştirdiği şemalar yetişkin olduğunda da ilişkisini yaşama şekline yansır. Sevilmek, onaylanmak, terk edilmemek için onun verdiğinden ya da talep ettiğinden fazlasını verebilir. Böylelikle partnerinden beklenti de artar. Zamanla karşılanmayan beklentiler hayal kırıklığı, öfke, tahammülsüzlüğün yanı sıra suçluluk, çaresizlik duygularına yol açabilir. Terk edilme kaygısı o kadar yoğundur, bu şema o kadar güçlüdür ki ilişkinin ilerlemeye başlaması ürkütücü olur ve partnerleri kendisini terk etsin diye farkında olmadan türlü olumsuz davranışlar yapabilir. Aslında beklediği bir yanıyla da ne olursa olsun terk edip etmeyeceğini görmek ve aslında terk edilmemeyi ummaktır. Ancak terk edilirse de “Biliyordum ki böyle yapacağını” der. Böylece çocukluktan beri var olan senaryosu gerçekleşmiş olur.

Bir ilişki başladığında hayatının merkezine sadece ilişkiyi alıp tüm diğer her şeyi unutmak, ikinci plana almak, aslında terk edilmemek için gösterdiğin tüm çaba bir yanıyla da kendinden uzaklaşmana sebep olabilir. Partnerinin davranışlarını, duygularını anlamaya çalışmak için harcadığın enerji kendi duygunun önüne geçmeye başladıysa, sana verdiği duygusal etkiyi görmemeye, görsen bile görmezden gelmeye devam ediyorsan, her terk edildikten sonra geri gelmesini kabul ediyorsan ya da sen terk ettiğinde peşinden gelmesi sana yetiyorsa… Aslında yaşadığın ilişkinin yavaş yavaş bir psikolojik oyuna dönmüş olma ihtimali olabilir mi? …. “Ne oldu da bunları yaşadım, nasıl oldu da bu kadar izin verdim; kendimi terk edecek kadar?” dediğinde başlıyorsun aslında dönüşmeye. İlişkinin içinde kendini fark ettiğinde bunu tut. Farkındalığın kıymetli. Terk edilmemek için yaptıklarınla yanında kalan değil.

Peki ilişkinin içindeki tutumlarınızı fark edince neler yapabilirsiniz? Bunu fark ettikten sonra oturup düşünün. Konuşun, dinleyin ve anlamaya çalışın… Çocukluğunuzun hikâyesi nasıldı? Erken yaşta geçirdiğiniz olumsuz olayları gözden geçirin. Yaşanan ve hep konuşulan olumsuz olayların yanı sıra mesela ebeveynleriniz işe giderken tepkileriniz nasılmış, sık bakıcı değiştirmiş misiniz, anaokuluna başlarken tutumlarınız nasılmış… Çocukluk hikâyenizi şemalarınız ve bağlanma stillerinizin keşfiyle yeniden okumaya başladığınızda senaryonun devamını istediğiniz gibi yazma fırsatını yakalayacaksınız. Yalnız kalmayı tadın. Kendinize ait zevklerinizin tadını çıkarın. Tutarsız, ilgisiz kişilere ya da gereğinden fazla sevgi gösteren kişilere yönelmeye başladığınızı fark edin. Bunun üzerine yeniden çalışın. Duygularınızı tanıdıkça, kendinizi regüle etmeye başladıkça alma–verme dengesinin olduğu, dingin, güvenli ve daha dengeli ilişkilere alan açmayı da görmüş olacaksınız. Fark etmeniz bile dönüşümün bir parçası.

Sağlıklı olan; ilişkinin içindeyken birliktelikten keyif alınması, birbirlerinin ve ilişkinin sorumluluğunun alınması, kişilerin birbirlerini duyması, görmesi ve ihtiyaçların fark edilmesidir. Birlikte çıkılan yolculuktaki engellerin de yine birlikte üstesinden gelmek için el ele tutuşmak gerekir. Ancak her ilişki bitebilir. Önemli olan terk edilme kaygısı içinde olup yukarıda anlattıklarımla değil de karşılıklı konuşarak yine aynı uyum ve saygı içinde yolculuğu bitirebilmektir. Seyidhan Kömürcü’nün sağlıklı ayrılığa dair şiirindeki gibi:

“Sevgimiz bitmiş olabilir

Ama unutma ayrılığımız devam ediyor sevgilim.”